• Bağlantılarım

İzmir

12/5/2007 · Kategori: Edebiyat

Eski bir şarkı gibiydi gelişin. Hangi notada hangi makamdasın bilemedim. Bir gitar mı çaldı seni ney mi? Yoksa bir içli keman sesi mi? Kulaklarımda melodini hatırlar gibiyim, söyleyemem. Aklımdasın ama dile getiremem. Sen nerelerin şarkısısın ey bilinmeyen? Kimler söyler mısralarını? Bu sessizlik bu bilinmezlik neden? Bu kadar içli bu kadar sessiz olur mu şarkı? Bazen hüzün bazen mutluluk şarkısı. Gelip oturdun yüreğime. Ağladım!

 

Sessizce inmişsin merdivenleri, kimseler duymamış görmemiş seni inerken. Bekleyen gözlerin ırağında bir yerlerdeydin. Nerden çıkıp geldin bilinemedi şunca zaman ama gelmiştin işte, daha ötesini kurcalamak niye? Gelmiştin gelmesine fakat bu geliş bir son gidişe gebeydi. Doğan güneş her akşam âşık olduğu tepeleri bırakır gider ve fakat her sabah yine sevgilisini sarıp sarmalardı. Benim güneşim kalmak için gelmemişti ki, beni sarıp sarmalamayı da düşünmemişti. Bir garip tatla geldi, ağzımda buruk bir tat… Ve bir acıyla gitti ardına bile bakmadan. Gerilmiş bir kurşun bıraktın, yaşam ve ölüm arasında. Havada asılı kaldı, namludan çıktı ve bir yere gidemedi. Ah! o kurşunun hedefi ne de sıcaktı. Eğer vursaydı ılık kanlar akıtacaktı. Kurşun. Öylesine tatlıydı ki. Kurşun. Dönüp namluyu tutan eli vuracaktı. Kurşun. El ki yürek kadar sıcacıktı. Tutmadan gitti. Buz gibi hava…

 

İzmir’in karanlığı ağdı üstüme. Ben yağdım İzmir ağdı. Yağmur yağdı ben karanlık oldum. Gizledi beni karanlık bende karanlığı gizledim. Söylemedin sırrını kimseye. Sırrın sırrım, sırrımda sırrın oldu. Ben sır oldum. Sensizlik kaldı elimde. Sensiz oldum. Ah ne kadar soğuk tutamıyorum yalnızlığı. Düşecek elimden ama düşmüyor inatçı yalnızlık. Buz olup eriseydi diyorum. Elim buz kesti. Ben eridim. Ve sensizlik yüreğimde kor ateş gibi. Ah yakıyor yüreğimi! Yanıyorum. Ben yangın oldum yaktım her yeri.

 

Ne kasvetti, bulutlarda yüklü olan? Kurşuni bulutlar gelip durdular göğümde. Senin tadın gibiydi sesleri. İçime korku salan ama bu korkuyu her daim isteyen ruhum sen sandı hoyrat bulutları. Birer birer gelip geçtiler gözlerimden. Her geçişlerinde ferim söndü. Işığım olan gölgen çekildi sokaklardan. Bulutlar sen olur mu hiç? Beyaz değiller. Bilemedim ruhunun rengini. Seni bulut sandım. Ben sanarak yaşadım. Ben sanrı oldum. Bir an yanıp sönen. Hayaller geliyor… hayaller giriyor kapıdan… gerçek ölüyor.

 

Ardına bakıp durdun mu hiç? Ayak izlerini hüzünle seyrettin mi? Az önce ordaydın şimdi neredesin? ve böylece akıp gidecek yollar izlerinin altında, yollar ki zaman kadar acımasız. Sen bir yola düşeceksin ümitlerinin ardı sıra. Ben bekleyeceğim. Kıyıda bir heykel misali. Ayaklarım çıplak. Saçlarım sıfıra vurulmuş, üzerimde geniş bir harmani rüzgarda dalgalanan. Her gelen gemiyi seveceğim gözlerimle içinde olmanı bekleyerek. Sensiz geçen her güne de söveceğim. Umut etmek işim belki de. Belki yalnızca beklemek. Çünkü kavuşmanın mutluluğunu görmedim ben. Beklemenin hazzı bir başka. Beklemek… beklemek… seni beklemek… ömrümün en güzel saatleri.

 

Ve gece sokakları İzmir’in tekinsiz olur. An gelir bir sarhoş seni bulur. Bir işaret sayarsın yine de sarhoşu. Elinden gelen en iyi şekilde karşılarsın. Yüzünde birinden kalan bir iz ararsın. Ama bilirsin ki o izi sende kaybetmişsin. Ah izler o izler. Kalbimde bıraktığın çentik izleri. Bana kalan tek iz bu işte. Kaybolmuş yüzünün izleri. İzler mi sadece kaybolan? Senle kayboldu yüreğim, ruhum, her şeyim… belki de kaybolmadı sen aldın gittin. Geri getirecek misin? Sende gel!

 

İzlerini arıyorum caddelerde, sokaklarda, meydanlarda. Ve İzmir bomboş! Sen yoksun! Hani ben bu şehre getirmiştim seni. Hani bir saatlik yol bitmesin istemiştim ya. Yanımda gelen kimdi pekiyi. O sen değil miydin? Evet, O sendin içime gömülen! O sendin gözlerimden hayali geçen! O sendin kelimeler kadar tatlı aşk kadar hüzünlü olan. O sendin yağmur olup yağan. O sendin soğuk bir rüzgar! İçim titriyor. Sar beni. Üşüdüm!

 

O bendim, titreyen, çaresiz ve garip. O bendim ufka dalıp dalıp giden. O bendim senden haberler soran. Sorup sorup cevabı bulamayan.

Bilmeyi istiyorum ama benim cümlelerim hep soru cümlesi. Hiç göremedim cevapları ardımda. Çünkü ben soru işaretiyim(?). senin içinde öyleyim. Tanrılar içinde. Sormak için gönderilmişim belki. En büyük ceza olsun diye bana, soru işareti koymuşlar adımı. Cevapsızlığa mahkûm etmişler. Hüküm giydim sonsuzluğa. Dört duvar arasında. Çok dar burası. Sıkıştım! Tut elimi!

 

Tek cevabım sende, kapın kapalı. Neredesin bilmem ki. Belki de not yazmalı, soru işaretiyle biten. Bilirsin benim geldiğimi o zaman ve seni ne kadar çok sevdiğimi. Biliyorsun ya. Bilmiyorsun ya. Bilseydin keşke. Ölseydim keşke. Ölüyorum işte. Sessizlik!

 

 

Seni seviyorum. Hem de cevaplardan daha çok.

Niye gittin? :(

08-09/10/2006 tüm gün ve bütün gece

« Önceki ::